küçük dostum
ÇarÅŸamba, Aralık 23rd, 2009Aklım, hiç tanışmadığım 11 yaşında bir yavrucakta…
11 yaşında, hiç tanışmadığım bir “küçük dost”, sıraladığım “büyük” gündem maddelerini elinin tersiyle itip yattığı yerden yorgun gözlerle bana bakarak
“Beni yaz” diyor sanki:
“Beni yaz ki, bütün bunları bir an için unutup hayatın anlamını düşünsün insanlar…”
Son 2 gündür DışiÅŸleri camiası, bu küçük dostun acısıyla seferber…
Babası, hariciyenin en sevilen diplomatlarından biri… O, ailenin tek cocuÄŸu…
Sabah, her zamanki gibi hazırlanıp gitmiÅŸ ilkokuluna…
Sonra okuldan, aniden fenalaşıp bayıldığı haberi gelmiş.
KoÅŸup hastaneye yetiÅŸtirmiÅŸler. Ve baygınlığın nedenini öğrenmiÅŸler. Küçük dostumun beyninde tümör varmış ve hayli ilerlediÄŸi için, acilen ameliyat edilmezse ölümcül tehlike yaratırmış. Ailesi dehÅŸete kapılmış. Amerika’ya götürmekle, Türkiye’de ameliyat ettirmek arasında kararsızlanmışlar bir süre…
Sonra her şeyi; tümörü, ameliyatı, riski, ABD seçeneğini olanca açıklığıyla küçük dostuma anlatmışlar.
“Burada kalalım” demiÅŸ kücük dostum ve hastaneye yatırılmış. KorkmuÅŸ biraz tabii…
“Aslında ameliyattan korkmuyorum…” demiÅŸ,
“…kan alınırken yaptıkları iÄŸne canımı acıtıyor, ondan korkuyorum daha çok…”
Ameliyattan önceki gece anne-babası, saat 03.00′te uyandıklarında, oÄŸullarını cam kenarında sessizce dışarıyı seyrederken bulmuÅŸlar. Sabah, ameliyata giderken küçük dostum, bir kağıt parçası tutuÅŸturmuÅŸ annesinin eline:
“Oyuncaklarımı ÅŸu arkadaşıma verin” yazıyormuÅŸ ilk satırda…
“Bilgisayarım bunun olsun… kitaplarımı ÅŸuraya dağıtın…”
Küçük vasiyeti alıp cebine koymuÅŸ annesi… 5 günde 50 yıl yaÅŸlanmış…
Böyle uzun gecelerde Necip Fazıl’in “beklenen”ler için yazdığı o muhteÅŸem dörtlüğü hatırlarım hep:
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediÄŸim kadar…
Hastayken “en uzun gece”nin, ameliyatı beklediÄŸiniz gece olduÄŸunu sanırsınız; oysa hasta yakınları için daha uzunu, ameliyatı izleyen gecedir.
“Bu geceyi atlatırsa tamam” der doktor, o gecenin her saniyesini upuzun bir sırat köprüsünün birer birer döşenen taÅŸlarına dönüştürerek… UÄŸruna can vermeye hazır olduÄŸunuz can, az ilerde yatarken; siz çaresiz beklersiniz. Ve karanlık bitmek bilmez o gece… Gökkubbe ışımaz bir türlü… Önceki gün 5 saat sürdü ameliyatı küçük dostumun…
Kapıda annesi kadere isyan ederken, babası
“Bunu aÅŸacağız. Biliyorum… geçecek” diye tekrarlayıp teselli ediyordu kendini…
Dün sabah, sabrın tortusunun çöktüğü yorgun gözler doktora çevrildi ve beklenen müjde geldi:
“Tümör tamamen temizlendi. Küçük dostumuz atlattı tehlikeyi…
” Niye anlattım bunu ÅŸimdi…? Bir acıyı paylaÅŸmak için deÄŸil…
Kulak memenizi çekiÅŸtirip tahtalara vurasınız diye hiç deÄŸil…
Sadece, bazen bize çok önemli gibi görünen sorunların, hayati sandığımız gündem maddelerinin, dert ettiÄŸimiz sıkıntıların aslında hayat karşısında ne kadar önemsiz, sıradan ve geçici olduÄŸunu bir an için düşünün diye…
Sevdiklerinizin kıymetini bilin ve sevginizi göstermeyi ertelemeyin diye…
Åžimdi gidin ve burnunuzu saçlarının arasına gömüp doyasıya koklayın diye… GeçmiÅŸ olsun küçük dostum!
SaÄŸol… bize hayatın anlamını yeniden anımsattığın