Sohbet32.Net ~ Güzel Sözler, Anlamlı Sözler, kısa güzel sözler, aÅŸk sözleri, özlü sözler » SavaÅŸ Hikayeleri
Kategoriler

Archive for the ‘SavaÅŸ Hikayeleri’ Category

çanakkale savaşları

Çarşamba, Aralık 23rd, 2009

Çanakkale SavaÅŸları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk’ün sayısız zafer, ÅŸan ve ÅŸerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. I.Dünya savaşı’ndan kısa bir süre önce, 1911-1942 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya’ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan Hezimeti ise, Rumeli’deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüştür. Bulgar Ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır Türk olan Rumeli’nin kaybı, İstanbul ve boÄŸazların güvenliÄŸinin tehlikeye girmesi, o zamanın devlet adamlarında siyasi yalnızlığımızın tabii bir sonucu olarak deÄŸerlendirilmiÅŸtir.
Dolayısıyla I. Dünya Savaşı’na rastlayan günlerde Osmanlı devleti yalnızlıktan ve emniyetsizlikten kurtulmak fakat, Balkan savaşının kötü hatıralarının tesiri altında kalan her iki blokta Türk ittifakını küçümsemiÅŸler ve bu ittifakın kendileri için bir yük olmasından endiÅŸe etmiÅŸlerdi. Ancak, Alman İmparatoru, her iki blok arasındaki savaÅŸta, Osmanlı devletinin hiç deÄŸilse bir kısım düşman kuvvetini meÅŸgul edebileceÄŸi gerekçesiyle müdahale etmiÅŸtir.
Bu suretle Osmanlı devleti, kaderini alelacele, 2 AÄŸustos 1914′te “Üçlü ittifak’a baÄŸlamıştır. İşte Çanakkale Zaferini yaratan kuvvet. 1914 yazında küçümsenen deÄŸeri hakkında yanlış teÅŸhis konan bu TÜRK ORDUSU’dur. Avrupa’da savaÅŸ bütün ÅŸiddetiyle sürerken, hareket harbinin yerini siper harbi almıştır. Bu cephede yarma yapmak ve kesin sonuç almak son derece zorlanmıştır. Halbuki “üçlü itilaf”ın askere gücü günden güne artmaktadır.
Bu güç , hareket savaşına müsait başka savaş alanlarında kullanılmalıdır. İngiltere Başkanı Lloyd GEORGE ve Bahriye Nazırı CHARCHILL bu görüşü benimsemişlerdir. Çanakkale Savaşları, işte bu görüşü benimseyenlerin esiridir.
Hareket sahası olarak Gelibolu Yarımadası’nın seçilmesi, bu bölgenin jeopolitik bakımdan çok büyük öneme sahip olmasındandır. BoÄŸazlar, Güney Rusya ve bütün karadeniz kıyılarının açık denizlere olan tek çıkış noktasıdır. Harp halinde bu geçidin kapanması, Rusya içih hayati önem taşımaktadır. Zira, Rusya’nın insan ve hammadde kaynakları zengin, fakat sanayi ve mali imkanları sınırlıdır. Bunun için uzun ve sürekli bir savaşın gerektirdiÄŸi silah, cephane ve malzeme ikmalini temin edemeyecek durumdadır.
Bu durumda boÄŸazlar doÄŸu cephesinin en müsait ve hayati menzul hattını teÅŸkil etmektedir. Bu geçidin açılmasıyla Rusya’yı takviye edecek, batı cephesinin yükünü hafifletecek, dolayısıyla savaşı kısaltacaktır. Osmanlı devletinin savaÅŸ dışı edilmesiyle, muhtemelen Balkan devletleri ve İtalya “itilaf” devletleri yanında savaÅŸa katılacaklardı.
O zaman İngiliz Bahriye Nazırı olan CHURCHILL’in ısrarla üzerinde durduÄŸu bu fikirlere önceleri pek itibar edilmemiÅŸtir. Ancak 1914 Aralık ayında baÅŸlayan Türk Sarıkamış harekatı üzerine telaÅŸlanan; çok zor durumda kalan hiç deÄŸilse bir kısım Türk kuvvetlerinin baÅŸka Cephelere çekilmesini isteyen Rusya’nın yükünü azaltmak için, Çanakkale seferine karar verilmiÅŸ, fakat kesin neticeyi batı cephesinde arayanları darıltmamak amacıyla önce sadece donanmayla ve zorla Çanakkale BoÄŸazı geçilmeye çalışılmıştır.
18 Mart 1915′te yaklaşık bir aydır sürekli olarak bombaladığı boÄŸazın her iki tarafındaki Türk tabyalarının artık sustuÄŸunu varsayan 12 zırhlı, 18 muhrip, 7 mayın tarama gemisi, çeÅŸitli nakliye destek gemisi ve uçak gemilerinden meydana gelen I. Dünya savaşının en büyük ve en modern donanması, boÄŸazı geçme giriÅŸiminde bulunmuÅŸtur. Ancak ehliyetli ellerde sevk ve idare edilen kahraman Türk askerinin hayatını hiçe sayarak kanını fedakarca akıtması sayesinde dünyanın en modern silah ve teçhizatıyla donatılmış düşman donanması, 7 modern savaÅŸ gemisini ve binlerce askerini, kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Zira, Mehmetçik, düşmanı denizden bir adım bile geçirmemeye yemin etmiÅŸtir.
Anadolu bozkırının o güne kadar deniz görmemiş çocukları, sanki kırk yıldır denizlerde savaşıp da pişmiş kişilere özgü beceriyle zırhlı düşman gemilerine geçiş hakkı tanımamıştır.
Bunun üzerine 25 Nisan ve 6 AÄŸustos 1915 tarihleri arasında düşman kara kuvvetleri Gelibolu Yarımdasına çıkarılmış olup, çıkarma şöyle özetlenebilir. Asıl kuvvetler Gelibolu Yarımadasının güney ucuna iki ayrı noktadan çıkacak ve boÄŸazları kontrol eden tepeleri alacak, bunu baÅŸarmak için, iki tümenden oluÅŸan bir Anzac (Avustralya ve Yeni Zelanda) Kolordusu Kabatepe bölgesine çıkacak ve iki ingiliz ve bir Fransız tümeni ile bir Hint tugayından oluÅŸan kuvvet, Seddülbahir bölgesini ele geçirecektir. Aynı anda bir aldatmaca olarak, boÄŸazın güneyinde Kumkale bölgesinde ikinci bir çıkarma yapılacak ve bazı donanma birlikleri orada da çıkarma olacağı izlenimi vermek üzere Saroz körfezine doÄŸru seyredecektir. Fakat, kahraman TÜRK askerinin hayatını hiçe sayarak kahramanca döğüşmesi TÜRK komutanlarının ve bilhassa Mustafa KEMAL’in üstün sevk ve idareleri sonucunda düşman baÅŸarısızlığa uÄŸrayarak savaÅŸ, siper savaşı halini almıştır.
Gelibolu Yarımdasında çıkarma yapan düşman kuvvetlerini meydana getiren askerlerin milliyetleri son derece enteresandır. İngiliz ve Fransızlar’ın yanısıra, bizimle hiç ilgisi olmayan Cezayir Berberilerini Sengal zencilerini, Avustralyalı, Kanadalı, Yeni Zelandalı ve Hintlileri üzerimize salmışlardır. Åžair. Åžu mısralarla, “Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beÅŸer, Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahÅŸer mi hakikat mahÅŸer. Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Avustralya’yla beraber, bakıyorsun Kanada! Çehreler baÅŸka, lisanlar, deriler renkgarenk, sade bir hadise var ortada, vahÅŸetler denk. Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela” diyerek, bunu ne güzel dile getirmiÅŸtir.
Evet, düşman yalnızca birkaç devletten ibaret olmayıp, sanki karşımızda bütün dünya vardı. Düşman donanması II. Dünya Savaşı’na kadar, dünyanın gördüğü en büyük ve en modern donanmasıydı. Hal böyle iken kazanılan zaferin deÄŸeri daha iyi anlaşılmaktadır. Zira bu savaÅŸ; yenilmez sayılan devletlerin maÄŸlubiyetidir.
Çanakkale’de tarihin kaydettiÄŸi en büyük ve en kanlı savunma savaÅŸları verilmiÅŸtir. Bu savaÅŸlar Mustafa Kemal gibi bir askeri dehanın Türk ve dünya kamuoyu tarafından tanınmasının saÄŸlanması açısından son derece önem taşımaktadır. Düşman durmadan saldırmaktadır. Anafartalar ve Arıburnu cephelerinde emir komuta karmaÅŸası vardır. Bu durum çok tehlikelidir. Yarbay Mustafa Kemal, Ordu komutanı Alman General liman Von Sandres’ten bütün mevcut kuvvetlerin emrine verilmesini ve bundan baÅŸka çare kalmadığını bildirmiÅŸ. Alman General “Çok gelmez mi?” diye sorduÄŸunda Mustafa Kemal, “Az gelir” diye cevap vermiÅŸtir. Ertesi gün emir gelmiÅŸ ve bütün birliklerin komutası Mustafa Kemal’e verilmiÅŸtir. Bir cephe komutanlığının çok gelip gelmeyeceÄŸini yarbay Mustafa Kemal’e soran ve “az gelir” cevabını alan Alman General karşısındaki Türk’ün “ATATÜRK” olduÄŸunu yıllar sonra öğrenecektir.
Çanakkale savaÅŸları’nın temel ağırlık noktasını, Mustafa Kemal oluÅŸturmuÅŸtur. Mustafa Kemal Çanakkale SavaÅŸları baÅŸlamadan kısa bir süre önce 2 Åžubat 1915′te TekirdaÄŸ’da yeni kurulacak olan 18′uncu Tümen Komutanlığına atanmıştır. Derhal göreve baÅŸlayan Mustafa Kemal, o tümeni kısa bir zaman içinde savaÅŸa hazır. Seçkin bir tümen haline getirmiÅŸtir. Fakat kısa bir zaman sonra Mustafa Kemal bu bölgeden alınarak, tümeni ile birlikte Bigalı köyüne çekilmiÅŸtir. Mustafa Kemal, düşmanın Gelibolu çıkarmasına kadar, yani 25 Nisan 1915′e kadar orada yedek kuvvet olarak kalmış, fakat Arıburnu taarruzu baÅŸlar baÅŸlamaz, kendi insiyatifi ve teÅŸebbüsü ile emir beklemeden, Arıburnu’na yetiÅŸerek taarruza geçmiÅŸtir. Düşmanı Koca çimentepe’de durdurarak, yarımadanın tahliyesine kadar düşmanın ilerlemek için yaptığı bütün taarruzları ve ÅŸiddetli hücumları erimeye mahkum etmiÅŸ ve Türk’ün yiÄŸit mehmetçiÄŸi Çanakkale’de sanki etten ve kemikten bir kale yaratmıştır.
Bütün savaÅŸlardan farklı bir savaÅŸ malzemesi görülmüştür. Bu da “İNANÇ”tır. Topa, tüfeÄŸe, üstün kuvvete, çeliÄŸe karşı dimdik duran ve kafa tutan bir inanç kendini göstermiÅŸtir. Mustafa Kemal’in “size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerinize baÅŸka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir” dediÄŸi bu savaÅŸlarda, herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştır.
Mustafa Kemal, bu savaşı “bu öyle alelade bir taarruz deÄŸil, herkesin muvaffak olmak veya ölmek arzusuyla harekete geçtiÄŸi bir taarruzdur” diye ifade etmiÅŸtir. Burada meÅŸhur 57′inci Alay, hiç kurtulmamacasına Mustafa Kemal’in emrine uyarak tamamen ÅŸehit olmuÅŸtur. Nitekim çeÅŸitli milletlerden meydana gelmiÅŸ, düşman askerleri, yapışıp, kaldıkları Arıburnu’nun yalçın yamaçlarından bir adım bile ileri atamamışlardır.
Öncelikle İstanbul’u tehdit eden düşmanın Gelibolu Yarımdasına yaptığı bu taarruzu Kocaçimentepe’de durduran Mustafa Kemal, bu baÅŸarısından dolayı haklı olarak Albaylığa yükseltilmiÅŸtir. 6-7 AÄŸustos 1915′te Türk askerini yandan, yani Anafartalar’dan çevirmek isteyen Klıchner ordusu da bu bölgenin Grup komutanlığına atanan Mustafa Kemal’in 10 AÄŸustos günü ayağının tozunu silmeden giriÅŸtiÄŸi karşı taarruz sonucunda eriyip g itmiÅŸtir. Mustafa Kemal bu savaÅŸ sırasında göğsünden bir ÅŸarapnel parçası ile yaralanmış, fakat kalbi üzerindeki saat kendisini mutlak bir ölümden kurtarmıştır.
Bu savaÅŸların akabinde 17 AÄŸustos’ta Kireç tepe Zaferini 21 AÄŸustos’ta 2′nci Anafartalar Zaferini kazanan Mustafa Kemal, düşmanı büyük hizmete uÄŸratarak Çanakkale Muharebelerinin kaderi belirlenmiÅŸ, 9 Ocak 1916′da düşman, Türk topraklarından geri çekilmek zorunda kalmıştır.
Halbuki 2 Mart 1915′te İngiliz Amiral CARDEN Londra’ya “Hava bozmazsa iki haftaya kadar İstanbul’dayız” ÅŸeklinde mesaj çekmiÅŸ, ayrıca ingiliz orduları BaÅŸkomutanı General HAMİLTON, resmi raporunda ise, “Türkler, birbiri ardınca mükemmel taarruzlarda bulundular” diye yazmıştır. Hatta bu harekatı hazırlayarak idare eden W. CHURCHILL de hatıralarında muharebelerden bahsederken, Mustafa Kemal’in emsalsiz bir komutan, Türklüğün kaderine hakim bir deha olduÄŸunun daha o zamanlarda anlaşıldığına iÅŸaret ederek, “bir Miralay’ın karşımıza çıkışı bütün talihimizi deÄŸiÅŸtirdi” diye belirtmiÅŸtir.
Mustafa Kemal’in Çanakkale’de verdiÄŸi bütün emirler kesin ve sonuç alıcıdır. O, verdiÄŸi emirde aynen şöyle demiÅŸtir. “Benimle burada muharebe eden bilcümle askerler katiyen bilmelidir ki, yuhdemize tevdi edilen namus vazifesini tamamen ifa etmek için bir adım bile geri gitmek yoktur.
İstirihat aramanın, bu istirahattan yalnız bizim deÄŸil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceÄŸini cümlenize hatırlatırım. Bütün arkadaÅŸlarımın hemfikir olduklarına ve düşmanı tamamen denize dökmedikçe yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerine şüphe yoktur”. 30 Nisan’daki komutanlar toplantısında Mustafa Kemal, “içimizde ve askerlerimizde Balkan Harbi’nin utancını bir daha görmektense, ölmeyecek yoktur. Böyleleri varsa, onları kendi ellerimizle kurÅŸuna dizelim.” ÅŸeklinde kesin konuÅŸmuÅŸtur. Çanakkale Zaferi, meydana getirdiÄŸi nihai sonuçlar açısından son derece önemlidir.


web sites